İzmir de Ulaşım

“ HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK

15 Mayıs 2019, 14:24
Necmi BEKTAŞOĞLU
 SANATÇI MÜSVEDDELERİNİN “ HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK”  SÖYLEMİ ve YANSIMALARI !..

Bugünlerde, “ her şey güzel olacak “ konu başlığı adı altında, sanatçılar ile ilgili ifadeler havada uçuşuyor. Sanata ve sanatçıya biçilen değerler, zihinlerdeki yansımalar ortalığa dökülüyor. Ben de naçizane, konuya bakışımı, tarihe not düşmek adına paylaşmak zorunluluğu duyuyorum. 
 Kişisel görüşümün özeti “Sanat ve sanatçı muhalif olmak zorundadır. Kendine bile. Mevcudu resmeden ya da popülist üretimler eğlence, üretenler de eğlendiricilerdir”.
Konu ile ilgili ülkemizi yönetenlerin ifadeleri çok acı. Şöyle ki;
Sn. Binali Yıldırım, "Açık taraf tutmak onların sanat kariyerine çok büyük fayda sağlamaz." dedi.
Bu cümleden benim anladığım, siz haddinizi bilin ve ülke gündemi ile ilgili görüş bildirmeyin. Beyanatın bilinçaltı karşılığı ise “eğlendiriciler olmak zorundasınız” mesajını içeriyor. Tehditkâr bir ifade olduğunu da belirtmek zorundayım. Sizi engelleriz, ekonomik kaynaklarınızı keseriz, aç kalırsınız gibi. Sn. Binali Yıldırım’ ın sanatçı olmadığını biliyoruz, sanatçı gibi düşünmesini de beklemiyoruz. Fakat sanatçının, toplum ile beraber yaşadığını ( kendini seçilmiş yüce kişi hissedenler ve toplumdan soyutlayanlar hariç ), etrafındakilerin kişisel ve toplumsal sıkıntılarına gözlemcilik yaptığını, tüm bunlardan etkilenerek üretebildiğini söylemek zorundayım.
Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ ın cumhurun başkanı olarak ifadeleri ise kabul edilir gibi değil. Çeşitli tarih ve ortamlarda neler neler ifade etmiş maalesef.  Daha yeni, “not alıyoruz” dedi. Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı’ nın, İmamoğlu’ na destek veren sanatçıları kayıt altına aldığını okudum. Twitter hesabında, el yazısı ile yazılmış sayfayı paylaşmış, tepkiler üzerine silmiş sanırım. İrkildim. Cumhurbaşkanı’ nın  “ sanatçı müsveddeleri, senin her yerin sanatçı olsa ne yazar, bedelini ödeyecekler”, vs gibi aşağılayıcı, tehditkâr söylemleri, konuya bakışını yeterince ortaya koyuyor sanırım. 
Konuya ilişkin en tepeden edilmiş lafların yanında, aşağıya doğru silsile olarak devam ediyor suyunun suyu söylemler. Yazıyı uzatmamak adına es geçiyorum diğer söylemleri.
 Ben, demokrasiden, insan haklarından, özgürlükten yana biriyim. Ezilenlerden, mazlumdan yana. Zaten de bana göre “sanatçı; demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden, mazlumdan yana olmak zorundadır.” 
Ülkemizi yönetenlerin de, partisi ne olursa olsun, her anlamda ( maddi, manevi ) sanatçılarına sahip çıkması, desteklemesi, üretebilmesi için gerekli koşulları sağlaması gerekir. Yeri gelmişken, 1992 yılında konser için Almanya’ ya gittiğimde, ülke yöneticilerinin, eline herhangi bir enstrüman alan kişi ya da gruplara çeşitli maddi desteklerde bulunduğunu, çalışmalarını yapabilmeleri için harika yerler gösterdiğine şahit olmuştum. Umut ile, umarım benim ülkemde de olur bir zaman böyle şeyler diye hayal etmiştim. Ne yazık ki henüz göremedim. Sanırım ben göremem, ömrüm vefa etmez. Dilerim benden sonraki nesiller görür. Bizde henüz, değil destek olmak, çeşitli şekillerde maddi ve manevi engeller çıkarmak moda. Vatan hainliğinden tutun, teröristlik vs. Aslında epeydir vatanını sevmek teröristlik sayılıyor buralarda. Vatan sevgisi de farklılık gösteriyor çeşitli açılardan bakanlarca. Cümlelerim daha derin felsefik açılımlara zorluyor beni. Neyse. İnsanlık tarihine mal olmuş sanatçılarımıza ülkece çektirdiklerimiz dillere destan. Ne yazık ki, hapis, yoksulluk, aforoz ve dahası. Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya ( çok sevdiği ülkesinden gitmek zorunda bırakıldığı o hain gecede çatal kaşık fırlatanlar, nutuk atanlar, ağızlarından köpük saçanların vatan severliklerini görüyoruz ne de olsa ), Aşık Veysel, Mahzuni, kimler kimler. Neşet Ertaş bankalara borçlu olarak vefat etti maalesef.
Bana göre konunun özü, gördüklerimden anladığım, tabii olmak, tebaaya dahil olmak ya da olmamak sorunu gibi görünüyor. Tebaaya tabii olursan sorun yok. Aykırı söylemlerin hemen hepsi, hainlik, fetö ağzı, dış güçlerin yönlendirmesi ya da gezi parkı zihniyeti olarak nitelendiriliyor. Müjdat Gezen ve Metin Akpınar’ a yapılanlar henüz hafızalarda. Tebaaya tabii olanlar çeşitli şekillerde ödüllendiriliyor, ulufeler dağıtılıyor. Bağlama satın alma ihaleleri veriliyor. Çeşitli konserler düzenleniyor onlar için. Ramazan ayı kültürel faaliyetleri bile çok yüksek bedellerle satın alınabiliyor. Şenlikler, etkinliklerde onlar boy gösteriyor. 
Sanatçı olmak, omurgalı olmayı gerektirir bana göre. Sanatçı derken, halk sanatçılarını, tarihe sığmayanları kastettiğim anlaşılıyordur umarım. Eğlendiriciler, Huzura kabul edilenler ve sırada bekleyenler değil benim mevzum. 
“Saray soytarılarının, soytarı kadar değeri vardır kralların arasında. Diğer bir soytarı bulununcaya kadardır itibarları o sofrada. O kadar bile değeri yoktur halkın gönül dergâhında. Anılmaz onların adı tarihin hiçbir sayfasında”
Anadolu toprakları çok verimli aslında. Nice değerler üretti ve üretiyor. Fakat bizden başka cümle âlem anlıyor, kıymetlerini biliyor da, bir bize kısmet olmuyor sanatçılarımıza sahip çıkmak, sağlıklarında taltif etmek, şereflendirmek, onurlandırmak. Çok acı. Yazık. 
Çeşitli dallardaki sanatçılarımız; hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı çıkıyorlar. Hukukun üstünlüğünden yana taraf oluyorlar. Görülmesi gereken bence bu. Nice nice siyasetçiler gelip geçiyor. Kaç tanesinin adı kalıyor ki tarih kitaplarında. Sorsalar kaçının adını sayabiliriz bir çırpıda? Hele ki minnetle yâd edilmek çok azına nasip oluyor. Tam bu noktada iken, sevgili Atatürk’ ümüzü anmadan geçemem. 

“Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
“Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız.”
 “Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.”
 “Milletimizin güzel sanatlar sevgisini, her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.”
“Sanatkâr, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra, alnında ışığı ilk duyan insandır.”
“Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.”
“Bir milletin sanat yeteneği, güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.”
“Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki, o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.”

Yukarıdaki sözlerin hepsi Atatürk’ e ait. Çok daha fazlası da mevcut, ancak yazıyı uzatmamak adına belirtmiyorum. Şimdi sorarım, geçmişten günümüze Atatürk dışında, sanata dair söz etmiş kaç liderimiz var hatırladığımız. Var ama, hatırlamak istemem şahsen, anılası değil. Konudan habersiz, bilgisiz, kendinden menkul kişilerin sarf ettiği çeşitli tanımlamalar, aşağılayıcı sözler ve tehditler vs. 
Sevgili Ata’ mız yüz yıl öncesinde koymuş konuya bakışını, vizyonunu. Hiç okumamışız toplum olarak Atatürk’ ü maalesef. Mış gibi yapmışız hep. 
Sanırım, önümüzdeki süreçte “vatandaşlık” kavramını tartışmamız gerekiyor. Henüz vatandaşlık sıfatının içeriğini anlamamışız gibi görünüyor. Tabii ki bizi yönetenlerin ifadeleri de bunu gösteriyor maalesef. Aslında iktidar ve çevresi, “neden bizden yana değilsiniz” mesajı ile konuyu kavrayamamış söylemlerde bulunuyor.
Kişisel kanaatim, sanat ve sanatçı, kesinlikle muhaliftir, muhalif olmak zorundadır. Hatta kendisine bile. Sanat ve sanatçı, demokrasinin temel kavramı olan “güçler ayrılığı ilkesi” misali, bağımsız ve dokunulmaz olmalıdır. Sanatçıyı diğerlerinden ayıran temel fark, başkalarının görmediğini görebilmek, hissetmediğini hissedebilmektir. Ki insan yüreğine dokunan, gündemden taşan, kalıcı üretimler yapabilsin. Sanatçı, ince, zarif, hassas bir ruha sahip olan kişidir. 
Son olarak diyeceğim şudur ki; “Sanatçı, etrafına ışık saçan bir mumdur. Sanatçılarına sahip çıkamayan toplumlar karanlığa mahkûmlardır”

Necmi Bektaşoğlu

Bu makale 72529 kez okundu
Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...