|
09 Haziran 2026 Salı
Otuz yıldan bu yana; Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve onun çizgisinde yürümek isteyen bir Cumhuriyet Halk Partiliyim
DOĞAN PREPOL doganprepol@hotmail.com
Otuz yıldan bu yana; Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve onun çizgisinde yürümek isteyen bir Cumhuriyet Halk Partiliyim. Siyaseti hiçbir zaman ekonomik bir kazanç ya da zenginleşme kapısı olarak görmedim. Benim gibi düşüncede olan çok parti üyesi olduğunu biliyorum. Ancak, geçmişe dönüp baktığımızda, bazı isimlerin siyaseti adeta meslek haline getirdiğini görüyoruz. Örneğin Faik Öztrak ve çevresindeki kadrolar, uzun yıllardır siyasetin merkezinde yer alıyor. Rumeli-Balkan camiasının sorunlarını çözmek yerine onları oyaladıkları yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP seçmenini yıllarca büyük umutlarla peşinden sürükledi. Ben de o umut taşıyanlardan biriydim. Ancak bugün geriye dönüp baktığımda, yaptığı hataların ve verdiği yanlış kararların saymakla bitmeyecek kadar fazla olduğunu görüyorum. Öncelikle şunu sormak isterim: Avrupa’daki sosyal demokrat partiler arasında, 13 seçim kaybetmiş ve buna rağmen görevde kalmaya devam etmiş bir lider gösterebilir mi? Her seçim öncesinde “İktidar olamazsak, birinci parti çıkamazsak genel başkanlığı bırakacağım” deyip, her seçim sonrasında kendisi dışında herkesi suçlayan başka bir örnek var mı? “Ekmeleddin İhsanoğlu’na “Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz” diyen, mühürsüz oy tartışmalarında sesiz kalan bir liderin demokrasi anlayışı da ayrıca sorgulanmalıdır. Siyasette başarısızlığın bir bedeli vardır. Spor kulüplerinde bile birkaç maç üst üste kaybeden teknik direktör görevden alınırken, yıllarca seçim kaybeden bir genel başkanın koltuğunu bırakmaması düşündürücüdür. Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğuna oturduğunda dünyaya gelenler artık liseye gidiyor. Dahası, CHP Genel Merkez önünde ve sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi davaları üzerinden CHP’li isimleri suçlayan açıklamalar yapması, geçmişte birlikte çalıştığı insanları “FETÖ’cülük” ile itham etmesi de ayrı bir çelişkidir. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Uzun genel başkanlık döneminiz boyunca çevrenizde hiç mi yanlış insan olmadı, siz yanlış yapmadınız mı? Bir diğer önemli konu ise Rumeli-Balkan camiasına yönelik yaklaşımıdır. 2018 yılının sonlarında İzmir’den Ankara’ya giden Rumeli-Balkan dernek başkanları ve temsilcileriyle birlikte kendisini ziyaret eden heyetin içinde ben de vardım. Kendisine ısrarla ulaştırdığım mektupta şu uyarıyı yapmıştım: “Siz geldiğinizden itibaren CHP, Rumeli-Balkan camiasına sırtını dönüyor. Bu toplumu partiden uzaklaştırıyorsunuz.” Aradan yıllar geçti ve ne yazık ki bu kaygılarımızın büyük ölçüde haklı çıktığını düşünüyorum. Haklı çıkmak istemezdim. Kemal Kılıçdaroğlu ve Faik Öztrak'ın kurduğu sözde "Balkan Masası" ise beklentilerin çok uzağında kaldı. Yıllarca büyük umutlarla anlatılan bu yapı, Rumeli-Balkan kökenli insanların parti içerisindeki temsil oranını artırmadığı gibi daha da azalttı gibi. Ne milletvekili sayılarında ne belediye meclis üyeliklerinde ne de parti yönetimlerinde kayda değer bir değişim sağlandı. Sonuç olarak bu masa, Rumeli-Balkan camiasının sorunlarını çözmekten çok, varmış gibi gösterilen bir çalışmanın sembolü olarak kaldı. Bu nedenle birçok kişi tarafından yalnızca göz boyamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Öyle olmasaydı, İstanbul’dan Muğla’ya kadar kıyı şeridinde temsiliyette hak ettiği değer verilirdi. Aslında birçok kente hakkıyla temsil edilmiyor, edilmesine izin verilmiyor. Rumeli-Balkan göçmenleri Türkiye’nin birçok bölgesinde CHP’ye yıllarca güçlü destek verdi. Dernekler toplantılar düzenledi, kapılarını açtı, seçimlerde aktif rol aldı. Ancak aday listeleri hazırlanırken bu camianın temsilcilerine hak ettikleri ölçüde yer verilmedi. Ne milletvekilliği sıralarında ne de yerel yönetimlerde yeterli temsil sağlandı. Daha da üzücü olan, bazı CHP'liler tarafından soyadımızdan dolayı “gavur” gibi yakıştırmalara maruz kalmamızdır. CHP yönetiminin Rumeli-Balkan toplumuna mesafeli duruşunun, bu tür ötekileştirici söylemleri cesaretlendirdiğini düşünüyorum. Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca CHP Genel Başkanlığı yaptı. Ancak Srebrenitsa Soykırımı anmalarına katılmadı. Hocalı Katliamı anmalarında görülmedi. Bulgaristan Türklerine yönelik asimilasyon politikalarının yıldönümlerinde etkin bir varlık göstermedi. Bosna-Hersek’e, Sancak bölgesine veya Balkanlardaki birçok önemli anma programına gitmedi. Anma törenlerine gitmediği gibi ziyarete de bir kere son yılında gitti her halde. Bu da bana şunu gösteriyor Kılıçdaroğlu CHP’si Rumeli-Balkan camiasını istemiyor. Rumeli-Balkan kökenli CHP seçmenlerinin bu tabloyu sorgulaması son derece doğaldır. Üstelik sadece Rumeli-Balkan camiası değil; Atatürkçüler de, sosyal demokratlar da, sosyalistler de zaman içinde partiden uzaklaştırıldı. Son seçimlerde “Altılı Masa” kapsamında tercih edilen bazı adaylar ve izlenen siyaset de bu tartışmaları daha da büyüttü. Partiye kabuk değiştirme çabaları olarak göründü ve görünmeye de devam ediyor. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Mutlak Butlan” ve kayyum tartışmaları sırasında yaptığı açıklamalara baktığımızda, kullandığı dilin çoğu zaman iktidar söylemiyle benzeştiğini örtüştüğünü görüyoruz. Aynı şekilde bazı yakın çalışma arkadaşlarının “Devlet ne derse o olur” anlayışını çağrıştıran açıklamaları da CHP tabanında rahatsızlık yaratmıştır. Belki de yıllar önce Muharrem İnce’ye yönelik “Gel bakalım Muharrem” sözleri, parti içi demokrasi anlayışının önemli bir göstergesiydi. Elbette Özgür Özel’in de hataları vardır. Ön seçim konusunda verdiği sözleri tam anlamıyla yerine getiremediği yönünde eleştiriler yapılabilir. Adayları ön seçimle değil atamayla belirlemesi hataydı. Ancak şu soruyu da sormak gerekir: Kemal Kılıçdaroğlu, 14 yıllık genel başkanlığı boyunca kaç kez gerçek anlamda ön seçim yaptı? İzmir de bir milletvekili bir belediye meclis üyelikleri için ön seçim yaptı onda da atama çok fazla yaptı bir ya da iki yapmadı yarısından fazlasını atadı. Milletvekili ve belediye meclis üyeliklerinde ön seçim uygulamaları son derece sınırlı kaldı. Parti üyelerinin iradesi çoğu zaman merkez yoklamalarının gölgesinde bırakıldı. Bir insanın kendine yaptığı kötülüğü başkası ona yapamaz. Kemal Kılıçdaroğlu da tam bu şekilde kendisini gazlıyorlar o da o gazla giderken kendine kötülük yapıyor. Bugün CHP’nin önünde yeni bir dönem bulunmaktadır. Eğer Özgür Özel ve arkadaşları halkla birlikte yürümeyi başarır, parti içi demokrasiyi güçlendirir ve toplumun tüm kesimlerine kulak verirse, Türkiye’nin demokratik hukuk devleti yolunda yeniden umut bulmasına katkı sağlayabilirler. CHP'nin yeniden halkın partisi olmasını, parti içi demokrasiyi güçlendirmesini ve Türkiye'yi demokratik hukuk devleti çizgisine taşımasını istiyorum. Verilen ön seçim sözlerinin tutulmasını istiyorum. Çünkü mesele kişiler değil, Türkiye'nin geleceğidir. Sağlıcakla kalın. Yükleniyor...
|