|
12 Mart 2026 Perşembe
abd, nin, ortadoğu, politikaları, ve, bitmeyen, müdahaleleri
DOĞAN PREPOL doganprepol@hotmail.com
ABD’nin Ortadoğu Politikaları ve Bitmeyen Müdahaleleri
Dünyanın yakın tarihine dönüp baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin farklı coğrafyalar da gerçekleştirdiği askeri müdahaleleri, savaşları ve bu savaşların yol açtığı yıkımları görmek zor değil. Bu müdahalelerin ardında bıraktığı acılar ve insanlık dramları, tarih sayfalarında kara bir leke olarak durmaktadır. Günümüze geldiğimizde ise ABD’nin müdahaleci politikalarının özellikle Ortadoğu’da daha belirgin hale geldiği görülmektedir. Bölgedeki gelişmeler, Washington yönetiminin çoğu zaman stratejik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket ettiği yönündeki tartışmaları sürekli gündemde tutmaktadır. Bu tartışmaların en çarpıcı örneklerinden biri hiç şüphesiz Irak’ın işgalidir. ABD, Irak’ı işgal ederken dünyaya Irak’ta kimyasal silahlar bulunduğu iddiasını başlatılan işgal yıllar sonra temelsiz olduğu ortaya çıktı yani ABD resmen yalan söylemiş olduğu görüldü. Buna rağmen savaşın bedelini milyonlarca Iraklı ödedi. On binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarcası yurdundan oldu ve Irak büyük bir yıkımın içine sürüklendi. Ülkenin ekonomik kaynakları ve doğal zenginlikleri ise büyük ölçüde tahrip edildi ve ABD Irak'ın elinde ki tonlarca altınına, petrolüne ve diğer ekonomik değerlere el koydu.
2010’lu yılların başında ortaya çıkan ve Arap Baharı olarak adlandırılan süreç de Ortadoğu’nun kaderini derinden etkileyen gelişmelerden biri oldu. Bu süreç, 17 Aralık 2010’da Tunus’ta, Sebze ve Meyve satan seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin kendini yakmasıyla başlayan protestoların kısa sürede bölgeye yayılmasıyla gündeme geldi. Tunus’ta ekonomik sıkıntılar, işsizlik ve yolsuzluklara karşı başlayan gösteriler kısa sürede Libya, Mısır, Yemen ve diğer birçok Arap ülkesine yayıldı. Birçok ülkede hükümet karşıtı protestolar, ayaklanmalar ve çatışmalar yaşandı. Ortadoğu adeta büyük bir siyasi ve sosyal çalkantının içine sürüklendi. Bu gelişmeler yaşanırken dış müdahaleler ve uluslararası güçlerin etkisi de sık sık tartışıldı. Bölgedeki siyasi dengeler değişirken, halklar ise istikrarsızlık ve çatışmaların ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kaldı. Aslında Ortadoğu’da dış güçlerin etkisi yeni bir durum değildir. Tarih boyunca büyük devletlerin bölge üzerinde çeşitli hesaplar yaptığı bilinmektedir. İngiliz subayı Thomas Edward Lawrence, yani bilinen adıyla Arabistanlı Lawrence, bunun tarihsel örneklerinden biri olarak sık sık anılır. Bu durum, büyük güçlerin Ortadoğu üzerindeki planlarının geçmişten günümüze uzandığını göstermektedir.
Bugün de birçok kişi ABD’nin Ortadoğu’daki temel hedefinin enerji kaynakları ve stratejik çıkarlar olduğunu savunmaktadır. Bu görüşe göre bölgedeki savaşlar ve siyasi krizler yalnızca yerel dinamiklerle değil, aynı zamanda küresel güçlerin politikalarıyla da şekillenmektedir. Ortadoğu’nun geleceği ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Bölge halkları barış, istikrar ve refah talep ederken, büyük güçlerin politikaları ve bölgesel çatışmalar bu beklentilerin önünde önemli bir engel oluşturmaya devam ediyor. Bugün dünyanın belki de en çok ihtiyaç duyduğu şey, savaşı değil barışı savunan, çıkar uğruna halkları karşı karşıya getirmeyen, insan haklarını ve uluslararası hukuku önceleyen onurlu liderlerdir. Son dönemde bazı Avrupa ülkelerinde görüldüğü gibi, savaşa ve haksızlığa karşı açık tavır koyabilen liderlerin varlığı dünya adına umut vericidir. İnsanlık, petrol ve güç uğruna yürütülen politikalardan çok; adalet, barış ve insan onurunu savunan bir yönetim anlayışına ihtiyaç duymaktadır. Dileğimiz, Dünya'da İspanya lideri Pedro Sanchez'lerin arması, bu tür liderlerin sayısının artması ve dünyanın artık savaşların, işgallerin ve çıkar hesaplarının değil; barışın ve ortak insanlık değerlerinin kazandığı bir yer haline gelmesidir. ABD’nin bugüne kadar girdiği birçok ülkede özgürlük ve demokrasi söylemi dile getirilmiştir. Ancak bu müdahalelerin ardından yaşanan yıkımlar ve insani kayıplar, bu söylemlerin dünya kamuoyunda sık sık sorgulanmasına yol açmaktadır.
Son olarak Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bölge üzerindeki etkileri de tartışılmaya devam etmektedir. BOP bir felaketin hazırlayıcısı olduğu İran savaşı çok net göstermiştir. ABD Başkanı Tramp İran da yaşayan Kürtleri savaşa çekmek istiyor ki can kayıpları Kürt halkından olsun ABD li olmasın. İranlı Kürtler de bunun farkında olacaklar ki ABD nin maşası olmak istemediklerini açık açık söylüyorlar. Umarım bu savaş biran önce biter ve masum canların kaybı artmaz. ABD ve Siyonist İsrail İran da 4 okulu bombalıyor ve yüzlerce çocuk hayatını kaybediyor, bu soykırım değilse nedir?
Umarım ülkemizi yönetenler sağduyulu davranır ve İran’ın açıklamalarına kulak verir. İran açıkça Türkiye’ye herhangi bir bomba atmadığını söylüyor. Eğer gerçekten İran’dan gelen bir saldırı yoksa, o halde şu soruyu sormak gerekir: Türkiye’yi savaşa sürüklemek isteyen başka güçler mi devrede? Ortadoğu’nun tarihi provokasyonlarla doludur. Bu yüzden acele kararlar değil, akıl ve sağduyu gerekir. Türkiye, başkalarının kurduğu oyunların parçası olmamalı. Çünkü savaşın kazananı yoktur; kaybedeni ise her zaman halklar olur. Bu oyunu ABD ve İsrali'in kurduğunu görmemek için kör olmak gerekir diye düşünüyorum.
Dileğimiz odur ki bu çatışmalar bir an önce sona ersin ve masum insanların hayatını kaybettiği trajediler artık yaşanmasın.
Sonuç olarak Ortadoğu’da yaşanan her savaşın, her müdahalenin ve her siyasi hesaplaşmanın bedelini yine masum insanlar ödüyor. Bombaların düştüğü şehirlerde siyasetçiler değil, çocuklar ölüyor, evler yıkılıyor, hayatlar kararıyor. Dünya artık çıkar savaşlarından, petrol hesaplarından ve güç mücadelelerinden yoruldu. İnsanlık, yeni savaşlara değil, adalete, barışa ve vicdana ihtiyaç duyuyor. Çünkü tarih bize defalarca gösterdi ki, savaşların kazananı yoktur, kaybedeni ise her zaman insanlık olur.
Sağlıcakla kalın. Yükleniyor...
|