|
17 Haziran 2026 Çarşamba
CHP'de Tüzük Tartışması ve Cevap Bekleyen Sorular
DOĞAN PREPOL doganprepol@hotmail.com
CHP'de Tüzük Tartışması ve Cevap Bekleyen Sorular
Cumhuriyet Halk Partisi son yılların en büyük iç tartışmalarından birini yaşıyor. Parti içindeki görüş ayrılıkları artık sadece siyasi fikir ayrılıkları olmaktan çıkmış, doğrudan parti hukukunun ve parti tüzüğünün uygulanıp uygulanmadığı tartışmasına dönüşmüş durumda. Öncelikle kamuoyunda cevap bekleyen bazı sorular var. Mahkeme kararı sonrasında yeniden genel başkanlık görevine gelen Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugüne kadar kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklamadığı bazı konuların netleşmesi gerektiğini düşünen geniş bir kesim bulunuyor. Örneğin yıllar boyunca mahkeme kararları sonucunda ödenen çok sayıda tazminatın finansmanı nasıl sağlandı? Bu ödemeler hangi hesaplardan yapıldı? Kimler tarafından karşılandı? Kamuoyunun beklentisi, bu konuda açık ve belgeli bir açıklama yapılmasıdır. Benzer şekilde Ankara'da kullanılan ofisin kira giderleri, personel masrafları ve diğer harcamalar kimler tarafından karşılanmaktadır? Kullanılan VIP araçların yakıt, bakım, şoför ve diğer giderleri hangi kaynaklardan ödenmektedir? Siyasette şeffaflık talep etmek suç değildir. Tam tersine, demokratik toplumlarda hesap verebilirliğin temel şartlarından biridir. Bu nedenle bu soruların belgelerle cevaplandırılması hem kamuoyunun hem de CHP seçmeninin hakkıdır. Ancak tartışma bununla da sınırlı değil. Bugün CHP içerisinde en çok konuşulan konulardan biri de parti tüzüğünün uygulanıp uygulanmadığıdır. CHP Tüzüğü'nün 63/1. maddesinde; "Parti Meclisi üyelerinin, Yüksek Disiplin Kurulu başkan ve üyelerinin, TBMM üyelerinin disiplin işlemleri Parti Meclisinin istemi üzerine Yüksek Disiplin Kurulunca karara bağlanır." hükmü yer almaktadır. Bu maddeye rağmen son dönemde gerçekleştirilen bazı disiplin sevklerinin tüzüğe uygun olup olmadığı tartışılmaktadır. Parti üyeleri, hukukçular ve diğer siyasi partiler arasında farklı görüşler olsa da ortak nokta şudur: Parti yönetiminin attığı her adımın tüzüğe dayanması gerekir. Çünkü tüzük, bir siyasi partinin anayasasıdır. Nasıl ki bir ülkede anayasanın dışına çıkılması eleştirilirse, siyasi partilerde de tüzüğün dışına çıkılması aynı şekilde sorgulanır. Geçmişte Süheyl Batum hakkında verilen ihraç kararının daha sonra mahkeme tarafından iptal edilmesi de parti içindeki disiplin süreçlerinin ne kadar dikkatli yürütülmesi gerektiğini gösteren örneklerden biri olarak hatırlanmaktadır. Öte yandan kamuoyunda hâlâ cevap bekleyen başka sorular da bulunmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Amerika ziyareti sırasında kamuoyuna yansıyan ve uzun süre tartışılan yaklaşık sekiz saatlik zaman diliminde kimlerle görüştüğü konusu da zaman zaman gündeme getirilmektedir. Bu konuda farklı iddialar ortaya atılmış olsa da bugüne kadar tartışmaları tamamen sona erdirecek ayrıntılı bir açıklama yapılmadığını düşünenler vardır. Bu nedenle toplum net açıklama bekliyor. Siyasette güven, sadece doğru işler yapmakla değil, aynı zamanda yapılan işleri şeffaf biçimde anlatmakla da kazanılır. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisidir. Bu nedenle bu partide yaşanan her gelişme yalnızca parti üyelerini değil, milyonlarca vatandaşı da ilgilendirmektedir. Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla kavga değil, daha fazla açıklık; daha fazla suçlama değil, daha fazla şeffaflıktır. Soruların cevabı belgelerle verildiğinde tartışmalar sona erecek, verilmediğinde ise büyümeye devam edecektir. Demokrasinin ve parti hukukunun gereği de budur. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisidir. Kurucu bir partinin gücü kişilerden değil, ilkelerden ve hukuktan gelir. Eğer ortada cevap bekleyen sorular varsa cevap verilmelidir. Eğer ortada tüzük tartışmaları varsa açıklığa kavuşturulmalıdır. Çünkü demokrasilerde güven, gizlilikle değil şeffaflıkla inşa edilir.
Sağlıcakla Kalın Yükleniyor...
|