İzmir de Ulaşım

Kılıçdaroğlu’nun Derdi Halkın yoksullaşması ve AKP iktidarının devamı mı?

04 Temmuz 2026, 12:55
DOĞAN PREPOL

Kılıçdaroğlu’nun Derdi Halkın yoksullaşması ve AKP iktidarının devamı mı?

Türk siyasi tarihi, birbirinden ilginç siyasetçilere ve siyasi dönüşümlere tanıklık etti. Dün en ağır sözlerle eleştirdiği siyasi liderlerle ertesi gün aynı safta yer alanları, sık sık parti değiştirenleri, farklı güç odaklarına yakın olmakla eleştirilen isimleri gördük. Ancak bana göre bu tablo içinde en dikkat çekici örneklerden biri Kemal Kılıçdaroğlu'dur.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak yaklaşık 14 yıl görev yaptı. Bu süreçte art arda seçimler kaybetti. Her seçim sonrasında ise ya farklı gerekçeler öne sürdü, ya seçmen eleştirildi ya da "oy oranımızı artırdık" denilerek başarısızlık farklı şekilde yorumlandı. Buna rağmen genel başkanlık koltuğunu bırakmadı. Ne zaman ki CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nı kaybetti, işte o zaman büyük bir kırılma yaşandı.

Kılıçdaroğlu, Sözcü TV'de yaptığı bir açıklamada referandumları seçim olarak görmediğini ifade etmişti. Eğer gerçekten böyle düşünüyorsa, 2017 anayasa referandumunun neden yeterince önemsenmediği sorusu akıllara geliyor.

Bu noktada eski CHP Konya Milletvekili Avukat Atilla Kart'ın açıklamaları dikkat çekicidir. Kart'ın anlattıklarına göre CHP adına mühürsüz oylarla ilgili dava açılmış, dava reddedilince konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınması gündeme gelmiştir. Kart, bu süreçte genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu'ndan önce olumlu yanıt aldığını, daha sonra ise CHP adına dava açmasına izin verilmediğini ve kendisine verilen vekâletin geri çekildiğini ifade etmiştir. Bu açıklamalar, kamuoyunda farklı değerlendirmelere neden olmuştur.

Deniz Baykal'ın kaset olayı sonrasında genel başkanlıktan ayrılmasıyla CHP'nin başına Kemal Kılıçdaroğlu geçti. O dönem birçok kişi onu umut olarak gördü. Kimileri Bülent Ecevit'e benzetti, kimileri "Gandi" dedi, kimileri "Che" benzetmesi yaptı. CHP tabanında büyük beklentiler oluştu.

Ancak zaman içinde partinin geleneksel kadrolarının önemli bir bölümünün tasfiye edildiği yönünde eleştiriler yükseldi. Atatürkçülerin, sosyal demokratların, sosyalistlerin ve Rumeli-Balkan kökenli birçok partilinin zamanla partiden uzaklaştırıldığı yönünde değerlendirmeler yapıldı yapılıyor da. Bu eleştirilerin haklı olup olmadığı elbette siyasetin tartışma konularından biridir; ancak parti içinde yaşanan değişimin geniş kesimler tarafından hissedildiği inkâr edilemez.

Dikkat çekici bir başka konu ise şudur: Yaklaşık 14 yıl boyunca CHP Genel Başkanlığı yapan Kılıçdaroğlu'nun, merkezi Ankara'da bulunan Atatürkçü Düşünce Derneği'ni bir kez bile ziyaret etmediği yönündeki açıklamalar kamuoyuna yansıdı. Atatürk'ün kurduğu partinin genel başkanının böyle bir ziyarette bulunmamış olması, birçok kişi tarafından eleştirildi ve kınandı.

Benzer şekilde, Madımak Katliamının yıl dönümlerinde sosyal medya üzerinden yalnız mesajlar paylaşması ama anma törenlerine katılmaması da eleştiri konusu oldu.

Aynı durum, Avrupa'nın göbeğinde yaşanan ve insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Srebrenitsa Soykırımı için de geçerlidir. 11 Temmuz'da her yıl düzenlenen anma törenlerine, yaklaşık 14 yıl boyunca CHP Genel Başkanı sıfatıyla katılmaması dikkat çekicidir. En iyi yaptığı iş olan sosyal medya paylaşımlarıyla yetinmesi, bana göre yeterli değildir.

Kılıçdaroğlu, kurultayı kaybettikten sonra ise adeta bambaşka bir siyaset izlemeye başladı. CHP yönetimine yönelik eleştirileri, iktidara yönelttiği eleştirilerin önüne geçti. Hatta zaman zaman kamuoyunda, iktidarın söylemlerine yakın açıklamalar yaptığı yönünde yorumlar yapılıyor hani haksız eleştiriler de değil.

Bana göre en ilginç çelişki ise şudur: Yaklaşık 14 yıl boyunca partisini birinci parti yapamayan bir genel başkan, kurultayı kaybettikten sonra CHP'nin Türkiye'nin birinci partisi olarak gösterilmeye başlanmasından rahatsız olmuş gibi bir görüntü verdi.

Bu nedenle şu soruyu sormadan edemiyorum:

Acaba Kemal Kılıçdaroğlu'nun asıl hedefi CHP'nin iktidarı mıydı, yoksa AK Parti iktidarının devam ettiği bir siyasi denge miydi?

Bu sorunun cevabını elbette tarih verecektir ama kamuoyu AKP iktidarının devamını sağlamak için Butlan olduğu ağırlıkla düşünülüyor. Butlan Genel Başkan olarak atandığı günden bugüne bir miting yapmaması AKP yi eleştirmemesi çok tepki çekiyor.

Butlan olarak oturduğu CHP genel başkan koltuğunda ki icraatlarına baktığınız da ihraçlarla dolu bu da haklı olarak CHP üyelerinin büyük bölümünde Kılıçdaroğlu CHP yi hiç düşünmüyor kendini ve AKP yi düşünüyor diye konuşuluyor.

Ancak benim kanaatim şudur: Kılıçdaroğlu'nun en büyük mücadelesi bugün artık halkın yoksullaşması, hayat pahalılığı ya da ekonomik kriz değildir. Enerjisini daha çok CHP içindeki hesaplaşmalara harcamaktadır.

Oysa milyonlarca vatandaş geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor. Emekliler, asgari ücretliler, işsiz gençler ve dar gelirli aileler her geçen gün daha ağır ekonomik şartlarla karşı karşıya kalıyor.

Bugün siyasetin önceliği kişisel hesaplaşmalar değil, milletin yaşadığı ekonomik sorunlara çözüm üretmek olmalıdır.

Bu yazıda dile getirdiğim değerlendirmeler tamamen kişisel görüş ve siyasi gözlemlerimden ibarettir.

Sağlıcakla Kalın

 

  
Yükleniyor...