|
08 Şubat 2026 Pazar
Kurucu Aklın Sert Karakterlerinden Biri: General Kazım Dirik
Kurucu Aklın Sert Karakterlerinden Biri: General Kazım Dirik
Kazım Dirik, Trakya ve Cumhuriyet’in Güvenlik–Kalkınma Paradigması Cumhuriyet’in erken dönemini anlamak, yalnızca nutuklara ve idealize edilmiş anlatılara bakarak mümkün değildir. Devletler yalnızca fikirle değil, travma, korku ve tecrübe ile kurulur. Bu açıdan bakıldığında, Trakya Umum Müfettişi Kazım Dirik’in 1935 tarihli Başbakanlık raporu, Cumhuriyet’in kurucu aklını anlamak için rahatsız edici ama öğretici bir belgedir. Kazım Dirik, Rumeli–Balkan kökenli bir Osmanlı subayıdır; Balkan Savaşları’nı, imparatorluğun çözülüşünü ve Millî Mücadele’yi yaşamış bir kuşağın temsilcisidir. Aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün çekirdek askerî-sivil kadrosunda yer almış; Cumhuriyet döneminde general, vali ve Trakya Umum Müfettişi olarak görev yapmıştır. Yani karşımızda “taşra bürokratı” değil, devlet kuran kuşağın sahadaki aktörü vardır.
Rumeli Travması ve Kurucu Zihin Rumeli kökenli kurucu kadronun ortak hafızası nettir: Çok etnisiteli bir imparatorluk çökmüş, Balkanlar kaybedilmiş, azınlık–büyük güç ilişkileri devletin çözülmesinde belirleyici rol oynamıştır. Bu kuşak için demografi, ekonomi ve güvenlik ayrı başlıklar değildir. Toprak kaybının nüfusla, nüfus kaybının ekonomiyle, ekonominin ise güvenlikle bağlantılı olduğu acı biçimde tecrübe edilmiştir. Bu nedenle erken Cumhuriyet, özellikle Trakya gibi stratejik bölgelerde üçlü bir sacayağı üzerine oturmuştur: güvenlik, kalkınma ve millileştirme. Trakya: Güvenlik Coğrafyası Trakya; Boğazların kapısı, Balkanlara açılan eşik ve 1912–1922 arasında defalarca el değiştirmiş bir coğrafyadır. Kurucu kadro için Trakya’nın “boş” ya da “kontrolsüz” bırakılması düşünülemezdi. Göçmen iskânı, nüfus artırımı ve tarımsal üretimin teşviki bu nedenle yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir tercihti. Kazım Dirik’in raporunda dile getirdiği “Trakya’yı bir milyon nüfusa çıkarma” hedefi, 1934 tarihli 2510 sayılı İskân Kanunu ve dönemin nüfus mühendisliği politikalarıyla birebir örtüşür (TBMM, 1934).
Kalkınma ve Kooperatifçilik: Ekonomik Egemenlik Arayışı Erken Cumhuriyet kalkınmacılığı, serbest piyasa romantizmi değil; devlet eliyle düzenleme anlayışına dayanır. Kooperatifçilik bu çerçevede köylüyü ayağa kaldırmanın, kredi ilişkilerini yeniden düzenlemenin ve ekonomik egemenliği “millî” aktörlere devretmenin aracı olarak görülmüştür. Ancak tam bu noktada, Kazım Dirik’in raporunda yer alan ve bugünkü dünyada problemli olabilecek bir dil ortaya çıkar: kooperatifçiliğin “köylüyü kan emen Yahudilerden ve tefecilerden kurtaracağı” yönündeki ifade. Bu söylem, Atatürk’ün kamusal ve resmî dilini birebir yansıtmaz; fakat 1930’lar Avrupa’sında yaygın olan ekonomik antisemitizmin Türkiye’deki izdüşümünün kanıtıdır. Kurucu Aklın Paradoksu Burada bir paradoksla karşı karşıyayız. Cumhuriyet, imparatorluğun çok kimlikli yapısının yarattığı çözülme travmasına tepki olarak doğmuş; bu nedenle homojenlik, kontrol ve merkezî akıl ön plana çıkmıştır. Bu refleks, birçok alanda modernleştirici ve kurucu sonuçlar üretmiştir. Kazım Dirik’in raporu, bu kurucu aklın ham, filtresiz ve sert yüzünü gösterir.
Sonuç Bu belge bize şunu öğretir: Cumhuriyet’in kurucu kadrosu ne tamamen steril bir modernleşme masalıdır, ne de baştan sona karanlık bir baskı rejimi. Karşımızda, devlet kurmanın sertliğiyle yoğrulmuş; güvenliği önceleyen, kalkınmayı araçsallaştıran ve millî egemenliği ekonomik alana yaymaya çalışan bir akıl vardır. Bugün yapılması gereken, bu aklı ne kutsamak ne de toptan mahkûm etmektir. Asıl ihtiyaç olan, devlet kurma tecrübesini bütün çelişkileriyle birlikte anlamaktır. Kazım Dirik’in Trakya raporu, tam da bu yüzden kıymetlidir. Kaynak:
Yükleniyor...
|