|
11 Ağustos 2026 Salı
Salah, Felah’a Erdirir mi?
Salah, Felah’a Erdirir mi? Spor camiası günlerdir Trabzonspor’a transfer olan Mısırlı futbolcu Muhammed Salah’ı konuşuyor. Olayın sportif yönünün yanında transferde harcanan milyon eurolar, milyarlık soruları da sorduruyor... Sezon başına 10 milyon euro (yaklaşık 546 milyon TL)... 7 milyon euro ( yaklaşık 382 milyon TL) imza parası... Şarta bağlı milyonlarca euroluk bonuslar... Satılacak lisanslı ürünlerden futbolcuya yüzde 20 pay... Oyuncuya ödenecek brüt ücretin yüzde 5’i oranında menajerlik komisyonu... Trabzonspor, Mohamed Salah transferi için iki sezonda yaklaşık 45 milyon euroluk bir mali yükün altına girdi. Geçtiğimiz sezon da Galatasaray, Victor Osimhen transferiyle dünya futbolunda ses getirmişti. Napoli’ye 75 milyon euro bonservis bedeli ödemeyi kabul eden sarı-kırmızılı kulüp, futbolcuya sezon başına 15 milyon euro garanti ücret, 1 milyon euro sadakat primi ve 5 milyon euro imaj hakkı ödemesi taahhüt etmişti. Yalnızca oyuncunun yıllık maliyeti yaklaşık 21 milyon euro tutarında. Fenerbahçe Greenwood ve Beşiktaş da Trossard için milyonlarca euro ödeme yapacak. Ücretleri bir de Türkiye’nin gündelik hayatıyla karşılaştıralım... Salah’a ödenecek 45 milyon euro, güncel kur üzerinden yaklaşık 2,48 milyar lira ediyor. 2026 yılında net asgari ücret 28.075,50 lira. Bu durumda 45 milyon euro gerçekte ne ediyor... 88 bin 200 asgari ücretlinin bir aylık gelirine, 7 bin 350 asgari ücretlinin bir yıllık gelirine, 735 asgari ücretlinin on yıllık gelirine, 367 asgari ücretlinin yirmi yıllık gelirine denk geliyor. Şimdi bir an durup düşünelim... Bir futbolcunun iki yıllık maliyeti olarak konuşulan yaklaşık 45 milyon euro, bir başka açıdan bakıldığında binlerce insanın yıllarca kazanmak zorunda olduğu paraya karşılık geliyor. Elbette bir futbolcunun piyasa değerini asgari ücret üzerinden hesaplamak ekonomik açıdan birebir bir karşılaştırma değil. Ama toplumsal açıdan bize bir ölçek veriyor. Çünkü futbol ekonomisinde milyonlarca euro artık yalnızca bir transfer ücreti değil. O miktarın arkasında bir ülkenin ekonomik gerçekliği var. Bir tarafta milyonlarca euroluk transferler... Diğer tarafta ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insan... Futbolcuların yüksek ücret almasına elbette kimse itiraz edemez. Serbest piyasa, yetenek ve uluslararası futbol ekonomisi kendi değerlerini oluşturuyor. Ancak kulüplerin bu paraları hangi kaynaklarla ve hangi ekonomik modelle ödediğini sormak da taraftarın ve kamuoyunun hakkı. Çünkü mesele artık sadece “Salah kaç gol atacak” veya “Osimhen kaç gol atacak?” sorusu değil. Asıl soru “Bu milyonlar nereden geliyor ve bu hesabı yarın kim ödeyecek?” olmalı. Bir futbolcunun Türkiye’ye gelişi, aynı zamanda arkasındaki finansman modeli, kulüplerin mali yapısı ve Türk futbolunun geleceği açısından da tartışılıyor. Elbette böylesine yıldız oyuncuların Türkiye’ye gelmesi önemli bir prestij kazandırıyor. Ancak futbol romantizmini bir kenara bıraktığımızda cevap bekleyen çok önemli sorularla karşılaşıyoruz. Misal... Bu transferleri gerçekleştiren kulüplerin gelirleri gerçekten bu maliyetleri sürdürülebilir biçimde karşılayabilecek düzeyde mi? Yoksa bugünün heyecanı uğruna yarının ekonomik sorunları mı satın alınıyor? Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor kuşkusuz Türkiye’nin en büyük spor markaları. Milyonlarca taraftara, önemli sponsorluk anlaşmalarına, yayın gelirlerine, forma satışlarına ve maç hasılatına sahipler. Ancak modern futbol ekonomisinde büyüklük yalnızca taraftar sayısıyla ölçülmüyor. Asıl ölçü, gelir ile gider arasındaki dengede... Bir şirket gelirinden sürekli daha fazla harcayamaz. Futbol kulüpleri de aynı ekonomik kurallara tabidir. Bugün dört büyük kulübün mevcut gelir yapısına bakıldığında, Osimhen veya Salah seviyesindeki transferlerin uzun vadede sürdürülebilirliği doğal olarak sorgulanıyor. Üstelik kamuoyuna yansıyan ücretler, transfer harcama limitleri konusunda da çeşitli tartışmaları beraberinde getiriyor. Bu noktada Türkiye Futbol Federasyonu’nun denetim mekanizmaları ve kamuoyunu bilgilendirme konusundaki yaklaşımını da doğal olarak merak ediyoruz. Bu transferler tamamen kulüplerin kendi ekonomik güçleriyle mi gerçekleştiriliyor? Yoksa farklı finansman modelleri mi kullanılıyor? Geçmiş yıllarda dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Trabzonspor’a destek verdiğine ilişkin kamuoyunda geniş yankı uyandıran açıklamalar ve görüntüler gündeme gelmişti. Bugün de ister istemez şu soru soruluyor... Kamu kaynakları veya siyasi destek mekanizmaları bu süreçlerde herhangi bir rol oynuyor mu? Eğer böyle bir durum söz konusuysa, aynı imkanlara sahip olmayan Anadolu kulüpleri açısından rekabet eşitliği nasıl sağlanacak? Bir başka önemli konu ise futbol ekonomisindeki şeffaflık... Son yıllarda TÜRKİYE’DE YASA DIŞI BAHİS soruşturmaları gündemden düşmüyor. Herhangi bir kulüp ya da transfer ile yasa dışı bahis arasında kanıtlanmış bir bağlantı bulunduğunu söylemek mümkün değildir ve böyle bir iddiayı delil olmadan ileri sürmek doğru olmaz. Ancak milyarlarca liranın döndüğü bir sektörde finansman kaynaklarının şeffaf biçimde ortaya konulmasını istemek hem taraftarın hem de kamuoyunun en doğal hakkı. Kulüpler bu maliyetleri hangi gelirlerle karşılıyor? Kaynaklar yeterince şeffaf mı? Bağımsız denetimler kamuoyunu tatmin edecek düzeyde mi? Bu soruların cevaplanması, Türk futboluna duyulan güven açısından büyük önem taşıyor. Aslında bu soruları bizden önce devletin ilgili kurumlarının ve futbolun denetim mekanizmalarının sorması gerekiyor. Öte yandan ülkenin içinde bulunduğu ekonomik tablo da bu transferleri farklı bir açıdan düşündürüyor... Emeklilerin yoksullukla mücadele ettiği, asgari ücretin milyonlarca vatandaş için geçim sıkıntısını aşmaya yetmediği bir dönemde, tek bir futbolcuya on milyonlarca euro ödenmesi toplumun önemli bir kesiminde haklı olarak rahatsızlık yaratıyor. Türkiye, petrol zengini Arap ülkeleri gibi bir ekonomik yapıya sahip değil. Dolayısıyla o ülkeler düzeyine yakın harcamalar çok mantıklı görünmüyor. Futbol ekonomisinin ülkenin gerçekleriyle uyumlu olması gerekiyor. Sorulması gereken başka sorular da var.. Dört büyük kulübün transfer harcamaları bugün Avrupa’nın birçok önemli kulübüyle yarışacak seviyeye ulaştı. Buna rağmen Avrupa kupalarında aynı ölçüde sürdürülebilir bir başarı göremiyoruz. Çünkü Avrupa’nın başarılı kulüpleri yalnızca para harcamıyor. Sistem kuruyor. Benfica, Porto, Ajax, PSV, Leipzig, Salzburg ve Atalanta gibi kulüpler oyuncu keşfediyor, geliştiriyor ve doğru zamanda yüksek bedellerle satarak kendi ekonomik döngülerini oluşturuyor. Onların modeli en pahalı futbolcuyu satın almak değil, en değerli futbolcuyu üretmek üzerine kurulu. Bu noktada Göztepe farklı bir örnek olarak öne çıkıyor. İzmir temsilcisi sürdürülebilir mali yönetimiyle dikkat çekiyor, kontrollü büyüyor ve sportif başarıyı ekonomik disiplinle birlikte yürütmeye çalışıyor. Eski bir Göztepe muhabiri olarak dileğim, bu anlayışın Avrupa kupalarına katılım gibi başarılarla taçlanmasıdır. Futbol yalnızca para harcama yarışı değildir. Kurumsal akıl, planlama ve sürdürülebilir yönetim yarışıdır. Osimhen de gelir... Salah da gelir... Greenwood da gelir... Trossard da gelir... Yarın başka dünya yıldızları da gelebilir. Ama asıl soru değişmez... Bu kulüpler, bu transferleri yaptıktan sonra da sağlıklı bir şekilde ayakta kalabilecek mi? Çünkü büyük kulüp olmak, yalnızca büyük futbolcular transfer etmek değildir. Büyük kulüp olmak, geleceği ipotek altına almadan bugünü yaşayabilmektir. Futbolda asıl şampiyonluk, kupaları kaldırırken mali bağımsızlığı da koruyabilmektir. Salah, Trabzonspor’u felaha ulaştırır mı bilmem ancak Türk futbolu bu kafayla çok da ileriye gidemez gibi görünüyor. Yükleniyor...
|