İzmir de Ulaşım

Sancak, Makedonya ve Kosova’nın Sessiz Boşaltılması

06 Mart 2026, 13:29
Biz Rumeliyiz Platformu

Sancak, Makedonya ve Kosova’nın Sessiz Boşaltılması

Yugoslavya’dan Türkiye’ye Uzanan Göçün Görünmeyen Hikâyesi

 

 

    II. Dünya Savaşı’nın ardından kurulan sosyalist Yugoslavya, kendisini anti-faşist bir meşruiyet üzerine inşa eden yeni bir devlet olarak tanımlıyordu. Ancak özellikle Sancak, Kosova ve Makedonya gibi Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelerde devletin yaklaşımı farklıydı. Yeni rejim, bu toplulukların önemli bir bölümünü savaş sırasında partizan hareketine mesafeli kaldığı gerekçesiyle “güvenilmez unsur” veya “sadakatsiz azınlık” olarak görmeye başladı.

    Bugün kamuoyunda sıkça dile getirilen “Türkiye’ye göç gönüllüydü” iddiası, son yıllarda yapılan akademik çalışmalarla giderek daha fazla sorgulanıyor. Sırp tarihçi Vladan Jovanović’in araştırmaları, 1945 sonrasında uygulanan politikaların aslında ekonomik baskı, kimlik manipülasyonu ve diplomatik düzenlemeler yoluyla kitlesel göçü teşvik ettiğini ortaya koyuyor.

 

Sancak’ın Statüsünün Kaldırılması: İlk Kurumsal Darbe

    Sancak bölgesi savaş sırasında 1943’te Pljevlja’daki ZAVNO toplantısıyla sınırlı bir özerk statü kazanmıştı. Ancak savaşın hemen ardından bu statü kaldırıldı.

1945’te alınan kararla Sancak:

  • Sırbistan ve Karadağ arasında bölündü
  • ayrı bir bölgesel statüsünü kaybetti
  • siyasi temsil gücü ciddi biçimde zayıfladı.

Bu adım, bölgenin kurumsal olarak marjinalleşmesinin başlangıcı olarak görülür.

 

Ekonomik Baskı: Toprak Reformu ve Mülksüzleşme

    Göçü hızlandıran en önemli araçlardan biri tarım reformu ve kamulaştırma politikaları oldu.

1946 tarım reformu kapsamında:

  • yaklaşık 618.000 hektar arazi Bosna ve Sancak Müslümanlarından alındı
  • büyük toprak sahipliği 10 hektarla sınırlandırıldı (1953)

    Dağlık Sancak ekonomisi için toprak ve hayvancılık temel geçim kaynağıydı. Bu reformlar birçok aileyi ekonomik olarak sürdürülemez bir noktaya getirdi.

Aynı dönemde Müslüman tüccar ve zanaatkârlar “kapitalist kalıntı” olarak damgalandı, şehirli Müslüman elitin ekonomik ağı millileştirme politikalarıyla dağıtıldı. Bu durum, Sancak ve Kosova’daki sosyal dengeyi sağlayan ticari sınıfın çökmesine yol açtı.

Kültürel ve Dini Kurumlara Müdahale

    Ekonomik baskının yanı sıra kültürel ve dini kurumlar da hedef alındı. Uygulanan bazı politikalar; Şeriat mahkemelerinin kaldırılması, başörtüsü yasağı, Saraybosna’daki Müslüman basının kapatılması ve dini eğitim kurumlarının devlet kontrolüne alınması şeklideydi. Bu politikalar bölgede yaşayan Müslümanlar tarafından kimliğe yönelik müdahale olarak algılandı ve geleceğe dair güvensizlik duygusunu güçlendirdi.

Kimlik Manipülasyonu: “Türk” Yazılan Arnavutlar ve Boşnaklar

    1950’lerde göç sürecinin önemli bir boyutu da idari kimlik değişimi oldu. Türkiye’ye göç etmek isteyenlerin işlemleri “Türk” olarak kayıt yaptırmaları halinde daha kolay ilerliyordu. Bu nedenle çok sayıda Arnavut, Boşnak ve Pomak resmî kayıtlarda Türk kimliğini seçti. 1951–1956 arasında “Türk” olarak kayıtlı göçmen sayısındaki ani artış, gerçek etnik değişimden çok hayatta kalma stratejisini yansıtıyordu.

1953 Tito–Köprülü Anlaşması

    Göç sürecinin uluslararası boyutu ise 1953 yılında Yugoslav lider Tito ile Türkiye Dışişleri Bakanı Mehmet Fuat Köprülü arasında yapılan “Centilmenler Anlaşması” ile ortaya çıktı. Resmî olarak “aile birleşimi” olarak tanımlanan bu düzenleme, pratikte Türkiye’ye kitlesel göçün diplomatik çerçevesini oluşturdu. Türkiye göçmen kabulünde akrabalık kavramını geniş yorumladı, Yugoslavya ise özel bir göç yasası çıkarmayarak süreci uluslararası tartışmadan uzak tutmaya çalıştı.

Demografik Sonuçlar

     1952–1965 yılları arasında yaklaşık 390.000 kişi Yugoslav vatandaşlığından çıkarılarak Türkiye’ye göç etti. Bu göç dalgası özellikle şu bölgelerin demografisini kökten değiştirdi: Kosova, Sancak, Makedonya ve Bosna. Bazı Sancak şehirlerinde ticaret, mülkiyet ve eğitimli şehirli nüfus ciddi biçimde azaldı (Şekil 1).

 

 

 

 

 

Şekil 1. Yugoslavya’dan Türkiye’ye Göç (1951–1970) Grafik, Yugoslavya’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçün yıllara göre dağılımını göstermektedir. Göç hareketi 1953 Yugoslavya–Türkiye anlaşmasının ardından hızla artmış, 1956–1958 yılları arasında zirveye ulaşmıştır. Bu dönemde yıllık göç sayısı yaklaşık 30.000 kişiye kadar çıkmıştır. 1959’dan sonra ise göç belirgin biçimde azalmış ve 1960’ların ortalarından itibaren düşük seviyede devam etmiştir. Bu eğilim, göçün özellikle 1950’lerin ortasında yoğunlaştığını ve daha sonra hem Yugoslavya’nın göçü sınırlayan politikaları hem de Türkiye’nin daha seçici göç politikaları nedeniyle gerilediğini göstermektedir (2).

 

Sessiz Bir Demografik Dönüşüm

    Bu süreç yalnızca ekonomik bir göç değildi. Birçok araştırmacıya göre bu dönem bölgenin etnik ve sosyal yapısının yeniden şekillendiği uzun vadeli bir demografik dönüşüm süreciydi. Sancak ve Kosova için bu göç dalgası ticari elitin zayıflaması, ekonomik ağların kırılması, ailelerin parçalanması, kültürel sermayenin kaybı ve nüfus dengesinin değişmesi gibi sonuçlar doğurdu.

Sonuç

    1945–1966 arasında Yugoslavya’dan Türkiye’ye gerçekleşen göç dalgası yalnızca bireysel tercihlerin sonucu değildi. Birçok tarihçiye göre bu süreç ekonomik baskı, kültürel sınırlamalar, kimlik politikaları, ve diplomatik anlaşmalar gibi faktörlerin birleşmesiyle ortaya çıktı. Bu nedenle Sancak ve Kosova’nın boşalması, 20. yüzyıl Balkan tarihinin en büyük demografik dönüşümlerinden biri olarak kabul edilir.Ve bu hikâye bize şunu hatırlatır; bir bölge yalnızca savaşla boşaltılmaz. Bazen yasalar, reformlar ve anlaşmalar da

silahlar kadar güçlü olabilir.

Kaynak:

  1. https://dardaniapress.net/veshtrime/spastrimi-i-heshtur-si-u-zbraz-sanxhaku-dhe-kosova-drejt-turqise/
  2. https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/0265691418757391

 

 

  
Yükleniyor...