İzmir de Ulaşım

TÜRKİYE’DE RUMELİ NEDEN UNUTULDU ?

24 Temmuz 2026, 18:16
Biz Rumeliyiz Platformu

TÜRKİYE’DE RUMELİ NEDEN UNUTULDU ?

    Cumhuriyet’i kuran kuşağın önemli bir bölümü Rumeli’nin şehirlerinde yetişmişti. Peki birkaç kuşak sonra Rumeli neden bir tarih ve kimlik coğrafyasından daha çok türkülere, yemeklere ve aile hikâyelerine sıkıştı ?

    Bugün Türkiye’de “Rumeli” denildiğinde çoğu insanın zihninde Balkan türküleri, düğünler, göçmen yemekleri ve büyükannelerden kalan birkaç aile hikâyesi canlanıyor. Oysa Rumeli, Osmanlı tarihinde yalnızca uzak bir sınır bölgesi değildi. Balkanlar, özellikle Osmanlı’nın erken döneminde devletin çekirdek coğrafyalarından biri olmuş; askerî, idarî ve siyasal yapılanmasında merkezi rol oynamıştı. Nitekim tarih literatüründe Rumeli’nin erken Osmanlı devletinin yalnızca “sınırı” değil, çekirdek eyaletlerinden biri olduğu özellikle vurgulanır.

    Edirne’den Selanik’e, Manastır’dan Üsküp’e, Prizren’den Priştine’ye, İşkodra’dan Saraybosna’ya uzanan bu dünya, yüzlerce yıl boyunca İstanbul merkezli imparatorluğun Avrupa yakasını oluşturuyordu.

Daha çarpıcı olan ise şudur: Osmanlı Rumelisi kaybedildi, fakat o coğrafyada yetişmiş insanlar yeni Türkiye’nin kuruluşuna damgalarını vurdu.

Cumhuriyet'in kurucusu da Rumeliliydi

    Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selanik’te doğdu. Selanik’te Şemsi Efendi Mektebi ve Askerî Rüştiye’de okudu; ardından Manastır Askerî İdadisine geçti. Yani yalnızca doğum yeri değil, Atatürk’ün çocukluğunun ve askerî düşünce dünyasının biçimlendiği coğrafya da Rumeli’ydi.

    Millî Savunma Bakanlığı’nın Atatürk’ün ailesine ilişkin resmî biyografisindeki ifade daha da dikkat çekicidir. Bakanlık, Atatürk’ün hem anne hem baba soyunu Rumeli’ye yerleştirilen “Evlad-ı Fatihan” topluluklarıyla ilişkilendirir; baba tarafının Kocacık üzerinden Selanik’e uzanan geçmişini aktarır.

    Atatürk yalnız değildi. Millî Mücadele’nin önde gelen komutanlarından Refet Bele 1881’de Selanik’te doğmuştu; ilk askerî görevleri de Makedonya’daki 3. Ordu çevresindeydi. Ali Fethi Okyar ise 1880’de Pirlepe’de dünyaya geldi; eğitimini Manastır’da sürdürdü, Mustafa Kemal ile Manastır Askerî İdadisi’nde sınıf arkadaşı oldu ve daha sonra Selanik’te görev yaptı. Dolayısıyla Cumhuriyet’in kuruluş hikâyesini Rumeli’den tamamen ayırarak okumak mümkün değildir.

Önce toprak kaybedildi, sonra insanlar geldi

    Rumeli hafızasının kırılmasının ilk büyük nedeni Cumhuriyet’ten çok önce başladı. 1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı ve Berlin Antlaşması, Balkanlar’ın siyasal haritasını dramatik biçimde değiştirdi. Cambridge’de yayımlanan Anna Mirkova’nın çalışması, Berlin Antlaşması sonrasında Balkan Müslümanlarının Osmanlı topraklarına yönelik göçünü doğrudan bu yeni egemenlik ve ulus-devlet inşası süreciyle ilişkilendiriyor.

    Son araştırmalar ölçeğin büyüklüğünü daha açık gösteriyor: 1877–78 savaşı sırasında Balkanlar’daki yüz binlerce Müslüman mülteci hâline geldi; geride evler, tarlalar ve meralar bırakıldı. 1912–13 Balkan Savaşları ise bu kopuşun ikinci büyük dalgasını yarattı. Böylece Rumeli, milyonlarca insanın hafızasında giderek yaşanan bir vatan olmaktan çıkıp kaybedilmiş bir vatanın hatırasına dönüştü.

Cumhuriyet ortak bir kimlik kurdu

1923 sonrasında ise bambaşka bir tarihsel ihtiyaç ortaya çıktı. İmparatorluğun enkazından çıkan yeni devlet; Balkanlar, Kafkasya, Anadolu ve başka eski Osmanlı coğrafyalarından gelen çok farklı toplulukları ortak bir siyasal kimlik altında bütünleştirmek zorundaydı.

    Bosnalı, Arnavut, Pomak, Makedonyalı, Kosovalı, Selanikli, Manastırlı, Sancaklı veya Evlad-ı Fatihan gibi bölgesel ve topluluk aidiyetlerinin üzerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ve Türk millî kimliği yükseldi.

    Bu süreci yalnızca “Rumeli’yi unutturma politikası” olarak tanımlamak tarihsel olarak fazla iddialı olur. Elde güçlü kanıt olmadan bilinçli ve merkezi bir “Rumeli’yi unutturma projesi”nden söz etmek yerine, ulus-devletleşme, göç, kuşak değişimi ve asimilasyon/bütünleşmenin ortak sonucu olan bir hafıza aşınmasından söz etmek daha isabetlidir. Nitekim Balkan göçmenlerinin kimlikleri üzerine yapılan çalışmalar, Türkiye’ye gelen Türk, Boşnak ve Arnavut Müslüman toplulukların hem ortak kimlik geliştirdiğini hem de farklı köken ve aidiyet biçimlerini çeşitli ölçülerde sürdürdüğünü gösteriyor.

Ortaya çıkan paradoks son derece çarpıcıdır:

    Rumeli’den gelenler yeni Türkiye’nin toplumsal ve kültürel yapısının parçası olurken, birkaç kuşak içinde “Rumelilik”lerinin bir bölümü görünmezleşti.

Rumeli coğrafyadan folklora dönüştü

Belki asıl büyük değişim burada yaşandı. Bir zamanlar Selanik, Manastır, Üsküp, Prizren veya Saraybosna denildiğinde yaşayan bir Osmanlı toplumsal coğrafyası anlaşılırken, bu şehirler Türkiye açısından sınırların ötesinde kaldı. Birinci kuşak göçmen şehrini hatırlıyordu. İkinci kuşak ailesinden dinliyordu. Üçüncü kuşak “dedemiz Balkanlardan gelmiş” diyordu. Dördüncü kuşakta ise bazen köyün, kasabanın hatta ülkenin adı bile unutuldu. Coğrafya kaybolunca hafıza folklora sığındı.

Rumeli türküsü kaldı.

Börek kaldı.

Düğün kaldı.

Şive kaldı.

Ama bunların arkasındaki beş yüz yıllık tarihsel coğrafya giderek silikleşti.

Rumeli’yi hatırlamak neden önemli?

    Rumeli’yi yeniden hatırlamak Anadolu’yu küçültmek değildir. Türk, Boşnak, Arnavut, Pomak, Torbeş veya başka Balkan topluluklarını birbirinden ayırmak da değildir. Tam tersine, Türkiye’nin nasıl oluştuğunu daha eksiksiz anlamaktır. Çünkü bugünkü Türkiye yalnızca Anadolu’nun kendi iç tarihinin ürünü değildir. Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Kırım’dan Ege adalarına kadar eski Osmanlı coğrafyalarından gelen büyük insan hareketlerinin de ürünüdür.

    Mustafa Kemal’in Selanik’te doğup Manastır’da eğitim görmesi; Refet Bele’nin Selanikli, Fethi Okyar’ın Pirlepeli olması tesadüfi biyografik ayrıntılar değildir. Bunlar, Cumhuriyet’in kurucu kuşağının yetiştiği geç Osmanlı dünyasının coğrafyasını gösterir. Bu nedenle bugün sorulması gereken soru belki de “Rumeli bize ait miydi ?” değildir.

Asıl soru şudur:

Türkiye kendi Rumeli hafızasının ne kadarını hatırlıyor?

Çünkü Rumeli yalnızca dedelerimizin terk etmek zorunda kaldıkları topraklardan ibaret değildir. Rumeli dilimizde, türkülerimizde, mutfağımızda, şehir kültürümüzde, ailelerimizin hikâyelerinde ve Cumhuriyet’in kurucu kuşağının biyografilerinde yaşamaya devam ediyor.

RUMELİ GEÇMİŞ DEĞİLDİR. RUMELİ, TÜRKİYE’NİN HAFIZASIDIR.

Kaynak:

  1. Atatürk Ansiklopedisi. (t.y.). Ali Fethi Okyar. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı.
  2. Atatürk Ansiklopedisi. (t.y.). Refet Bele. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı.
  3. Jelavich, B. (1983). History of the Balkans: Twentieth century (Vol. 2). Cambridge University Press.
  4. Mirkova, A. M. (2013). Population politics at the end of empire: Migration and sovereignty in Ottoman Eastern Rumelia, 1877–1886. Comparative Studies in Society and History, 55(4), 955–985.
  5. T.C. Millî Savunma Bakanlığı. (t.y.). Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürk’ün ailesi.
  6. Ünal, S. (2012). The historical and cultural common construction of identity: The Balkan (Rumelia) immigrants in Turkey. Millî Folklor, 24(94), 27–40.
  
Yükleniyor...