|
13 Eylül 2026 Pazar
SANCAKLI KAHRAMAN ADAMLARI UNUTAN ADAMCIKLAR
DOĞAN PREPOL doganprepol@hotmail.com
SANCAKLI KAHRAMAN ADAMLARI UNUTAN ADAMCIKLAR Bir milletin hafızasını yok etmek için her zaman mezarlarını yıkmanız gerekmez. Bazen torunlarının dedelerinden utanmasını sağlamanız yeterlidir. Bugün Türkiye’deki bazı Sancak kökenli ailelerde yaşanan tam olarak budur. Dedesi Tutin’den gelmiştir; “Bosnalıyım” der. Ninesi Pešter’dendir; köyünün adını bilmez. Ailesi Sjenica’dan, Novi Pazar’dan, Rožaje’den, Bihor’dan sürüklenerek Türkiye’ye gelmiştir; ama Sancak kelimesini neredeyse özür dileyerek söyler. Kendi tarihini bilmeyi taşralılık, başkasının tarihini ezberlemeyi entelektüellik zanneder. İşte mesele budur. Boşnak olmak değildir sorun. Sorun, Sancaklılığını saklayarak Boşnaklık üretme kompleksidir. Kendi deden sana yeterince “havalı” gelmediği için başka coğrafyalardan kahraman ithal etmektir. Ve tam burada, Novi Pazar’ın cesur kadınlarından Hadži Nafija Šušević’in 20 Mart 2012’de mahkeme salonunda söylediği o tokat gibi söz insanın yüzüne çarpar: “UBILI SU LJUDE, A OSTALI SU LJUDIĆI.” “ADAMLARI ÖLDÜRDÜLER, ADAMCIKLAR KALDI.” Bu söz erkeklik üzerine değildir. Bunu söyleyen zaten bir kadındır. Buradaki “adam”, karakterdir. Omurgadır. Hafızadır. Kendi ölüsüne sahip çıkabilmektir. Kendi atasının adını başkasının hoşuna gitmese de söyleyebilmektir. “Adamcık” ise boy meselesi değildir; ruh küçüklüğüdür. Kendi kahramanından utanıp popüler kahraman aramaktır. Kendi köyünü gizleyip yabancı şehirlerin nostaljisiyle kimlik kurmaktır. Kendi dedesinin mezarını bilmeyip sosyal medyada kendine “bilge krallar” seçmektir. Sancak’ın tarihi dekoratif bir Balkan folkloru değildir.Bu coğrafyada insanların evleri yakıldı. Aileler öldürüldü. Kadınlar cinsel şiddetin hedefi oldu. Köyler boşaltıldı.İnsanlar canlarını ve ailelerinin namusunu koruyabilmek için silaha sarıldı. 1943 Bukovica olaylarına ilişkin dönemin raporlarında yüzlerce Müslüman sivilin öldürüldüğü, kurbanların önemli bölümünün kadın, çocuk ve yaşlılardan oluştuğu ve kadınlara yönelik tecavüzlerin yaşandığı aktarılmaktadır.
Bihor’da Müslüman köylerine yönelik kitlesel şiddet de arşiv belgeleriyle tarih çalışmalarına girmiştir. Böyle bir tarihin çocuklarıyız. Peki bugün ne yapıyoruz? Dedelerimizin yaşadığı köylerin adlarını unutuyoruz. Sonra daha popüler bir Balkan kimliğinin arkasına saklanıyoruz. Saraybosna’yı bilip Sjenica’yı bilmiyoruz. Mostar’ı bilip Mojstir’i bilmiyoruz. Bosna’nın bütün liderlerini ezberleyip kendi ailemizi ölümden koruyan insanların adlarını bilmiyoruz. Bu entelektüellik değildir. Bu hafıza kaybıdır, Mankurtlaşmadır ! Daha kötüsü, bazen gönüllü hafıza kaybıdır. Çünkü Sancaklı olmak bazılarına yeterince “asil” görünmüyor. Pešter köylülük gibi geliyor. Tutin küçük geliyor. Rožaje uzak geliyor. Novi Pazar yeterince romantik bulunmuyor. Onun yerine hazır bir kimlik paketi alınmak isteniyor. Güzel şehirler. Güzel marşlar. Popüler liderler. Sosyal medyada rahatça paylaşılabilecek semboller. Fakat kimlik Instagram filtresi değildir. Tarih de katalogdan seçilmez. Senin deden kimse odur. Senin köyün neresiyse orasıdır. Onun üstünü örterek daha asil olmazsın. Sadece daha köksüz olursun. Ekli tarih çalışmasında Sancak’ın 1900–1945 hafızasında yer alan onlarca kahramandan 32 ismi sıralıyoruz: Faik Bahtijarević, Redžep-Reko Biševac, Husein Bošković, Rifat Burdžović Tršo, Hajdar Dautović, Ajdin Draga, Ferhat Bey Draga, Necip Bey Draga, Bilal Biko Drešević, Derviš Deko Drešević, Sait Hadrović, Aćif Hadžiahmetović, Ćamil Hasanagić, Edib Hasanagić, Selim Juković, Mula Jakup Kardović, Mula Agan Kojić, Džemail Koničanin, Galjan Lukač, Jusuf Mehonjić, Mujko Muković, Meta Murić, Sulejman Pačariz, Ćamil Prašević, Osman Rastoder, Nazim Rizvanović, Husein Rovčanin, Feriz Salković, Sinan Salković, Ćazim Sijarić, Murad ef. Šećeragić ve Hasan Zvizdić. Kaçını biliyoruz? Kaçının hikâyesini çocuklarımıza anlattık? Kaçımız kendi ailemizin bu isimlerden hangisiyle aynı köyden, aynı cepheden, aynı siyasi çevreden veya aynı dramdan geçtiğini araştırdı. Bunların tamamını kusursuz kahraman ilan etmek de tarih değildir. Aralarında partizan vardır, komitacı vardır, din adamı vardır, siyasetçi vardır, milis komutanı vardır. Bazılarının Alman veya İtalyan işgal yapılarıyla ilişkileri olmuştur. Bazıları hakkında sivil şiddet suçlamaları bulunmaktadır. İşte gerçek tarih budur. Kendi tarafının karanlık sayfasını da okuyacaksın. Ama bundan utanacağım diye kendi halkının uğradığı katliamı da inkâr etmeyeceksin. Sancaklıların hatası bugün geçmişe fazla bağlı olmak değildir. Tam tersine, geçmişlerinden yeterince haberdar olmamalarıdır. Başkasının kahramanına saygı göstermek güzeldir. Ama kendi deden silahla köyünün başında beklemiş, ailesini ölümden korumuşsa; onu bilmiyor, fakat düşmana tek kurşun sıkmamış uzak siyasi figürleri kendine tek tarihsel kahraman yapıyorsan burada ciddi bir hafıza problemi vardır. Alija İzetbegović’i sevebilirsin. Bosna tarihine saygı duyabilirsin.
Ama bunun için Aćif Efendija’yı araştırmaktan utanman gerekmez. Jusuf Mehonjić’in adını gizlemen gerekmez. Mula Jakup Kardović’i bilmemek marifet değildir. Hasan Zvizdić’i duymamış olmak modernlik değildir. Sancaklı olmak utanılacak bir kimlik değildir. Kendi kökünden utanmak utanılacak bir karakterdir. Bugün kimseye silah çağrısı yapmıyoruz. Kimse eski savaşları yeniden başlatsın demiyoruz. Tam tersine. Geçmişi bil ki tekrar yaşanmasın. Ama barış başka şeydir, hafızasızlık başka. Uzlaşma başka şeydir, dedeni inkâr etmek başka. Medeni olmak başka şeydir, tarih karşısında omurgasızlaşmak başka. Hadži Nafija’nın sözü hâlâ önümüzde duruyor: “Adamları öldürdüler, adamcıklar kaldı.” Belki de asıl mesele şudur: O adamları öldürenler görevlerini yaptı. Peki torunları onları unutarak aynı işi neden tamamlıyor? Kendi kahramanlarını gömen bir toplumun mezar kazıcısına ihtiyacı yoktur. Adam olmak bugün silah taşımak değildir. Adam olmak, hafıza taşımaktır. Ve kendi dedesinin adını söylemekten utananların önce başkasına değil, aynaya bakması gerekir.
YOU TUBE VİDEO: Otisli Ludi Ostali Ludici Hadxi Nafije Şuşeviç
Yükleniyor...
|