|
18 Eylül 2026 Cuma
TEKNİK DİREKTÖR İLE SİYASETÇİ KEMAL KILIÇDAROĞLU ARASINDAKİ BENZERLİK
DOĞAN PREPOL doganprepol@hotmail.com
TEKNİK DİREKTÖR İLE SİYASETÇİ KEMAL KILIÇDAROĞLU ARASINDAKİ BENZERLİK
Geçenlerde bir futbol takımının teknik direktörü, takımının mağlubiyetinden sonra röportaj veriyor ve maçın kaybedilmesinin en önemli nedeni olarak hakemi gösteriyordu. Bir başka takımın teknik direktörü de benzer şekilde, alınan yenilgide hakemin hatalarının belirleyici olduğunu söylüyordu. Aslında bu tür açıklamalara futbolda sıkça rastlıyoruz. Takım kazanırsa teknik direktör başarılıdır; kaybederse çoğu zaman suçlu hakemdir, saha kötüdür, şanssızlıktır, sakatlıklardır ya da başka bir nedendir. Peki, futbol teknik direktörleriyle Kemal Kılıçdaroğlu'nun ne benzerliği var? Şimdi buraya dikkat... Kemal Kılıçdaroğlu da uzun yıllar boyunca girdiği seçimlerin ardından yaptığı açıklamalarda, çoğu zaman seçim sonucundaki başarısızlığı doğrudan kendi siyasi performansıyla ilişkilendirmek yerine farklı gerekçeler ortaya koydu. Partisinin oyunu artırdığını söyledi. Başka etkenlerden söz etti. Hatta referandumları seçimden saymadığını ifade etti. İyi de... Madem referandum seçim değil, o zaman neden vatandaşlardan oy istiyorsunuz? Madem bir siyasi mücadele değil, neden partinizi o sürecin içerisine sokuyorsunuz? Bir futbol teknik direktörü, takımının kaybettiği maçı sürekli hakeme bağlayarak kendi hazırlığını sorgulamıyorsa, siyasi bir lider de alınan seçim sonuçlarında sürekli başka gerekçeler arıyorsa ortada aynı zihniyetin farklı alanlardaki yansıması olduğunu düşünmek mümkün değil mi? Teknik direktörün görevi takımını maça hazırlamaktır. Siyasi parti liderinin görevi de partisinin seçimlere hazırlanmasını sağlamak, doğru politikaları oluşturmak, seçmeni ikna etmek ve seçim sonucunda başarı elde etmektir. Takım kaybettiğinde teknik direktörün çıkıp, “Hakem yüzünden kaybettik” demesi bir yere kadar anlaşılabilir. Ama her mağlubiyette aynı gerekçeyi tekrarlamak, insanın ister istemez şu soruyu sormasına neden olur: Peki sizin hiç hatanız yok mu? Siyasette de aynı soru sorulabilir. Seçim kaybedildiğinde; Partinin oyunu artırdık., Şu nedenle olmadı., Bunun sorumlusu başkaları. gibi açıklamalar yapmak yerine, belki de asıl sorulması gereken soru şudur: Ben nerede hata yaptım? Daha da önemlisi... İlk kez o koltuğa oturduğunuzda, Seçimi kaybedersem görevimi bırakırım diyorsanız ve sonraki seçimlerde de benzer şekilde başarısız sonuçlar ortaya çıkıyorsa, artık sözünüzün gereğini yerine getirmeniz gerekmez mi? Çünkü siyasette de futbolda da sonuçta başarı, mazeretlerle değil, skorla ölçülür. Teknik direktör takımını hazırlamakla yükümlüdür. Siyasi parti lideri de partisini seçimlere hazırlamakla... Takım sürekli kaybediyor ve teknik direktör her defasında hakemi suçluyorsa, taraftarın bir süre sonra Acaba sorun gerçekten hakemde mi? diye sorması kaçınılmazdır. Aynı şekilde bir siyasi parti arka arkaya seçim kaybediyor, fakat lider her defasında farklı gerekçeler ortaya koyuyorsa, seçmenin de şu soruyu sorması son derece doğaldır: Acaba sorun gerçekten dışarıda mı, yoksa takımın başındaki kişide mi? Siyasi parti liderliği elbette bir “meslek” değildir. Ama insan ister istemez şu soruyu sorar: Madem sorumluluk sizin değil, madem başarısızlık sizinle ilgili değil, o zaman neden o koltuktan kalkmıyorsunuz? Ve belki de en önemli soru: O koltukta kalmanın sizin açınızdan ne gibi bir menfaati var? Futbolda teknik direktörler değişir. Başarısız olan gönderilir, başarılı olan kalır. Siyasette de demokratik sistemin temel mantığı aslında bundan çok farklı değildir. Başarı varsa devam edersiniz. Başarısızlık varsa sorumluluğu üstlenirsiniz. Çünkü asıl liderlik, kazandığınız zaman başarıyı sahiplenmek değil; kaybettiğiniz zaman sorumluluğu üstlenebilmektir. Hakemi suçlamak kolaydır. Kendi hatanızı kabul etmek ise cesaret ister.
Sağlıcakla Kalın Yükleniyor...
|