|
03 Ocak 2026 Cumartesi
BİLİM VE FELSEFE IŞIĞINDA İNSAN OLMAK
BİLİM VE FELSEFE IŞIĞINDA İNSAN OLMAK Varoluş, insanın kendine yönelttiği en eski sorudur: “Ben kimim?” Bu soru, bilimden çok önce ruhların, mitlerin ve tanrıların dilinde yankılandı. Fakat insanoğlu gökyüzüne biraz daha uzun baktığında, cansız boşluğun içinde akıp giden bir hayatı anlamlandırmaya çalıştığında, varoluş felsefesi doğdu. Bilim ve felsefe çoğu zaman iki farklı yol gibi görünse de, aslında aynı dağın iki yamacından zirveye yürürler. Bilim “nasıl?”ın cevabını arar, felsefe ise “neden?”in. İnsan, bu iki soru arasındaki gerilimde kendi kimliğini şekillendirir. Çünkü varoluş dediğimiz şey, hem ölçülebilir hem de hissedilebilir bir süreçtir. * Bilim bize der ki: Organizmalar evrimleşir, türler değişir, beyin elektrik seliyle çalışır. Varoluş felsefesi ise sorar: “Bu bilinç kıvılcımının amacı nedir?” Bir insanın sevindiğinde artan dopamini, üzüldüğünde çöken serotonini ölçebilirsiniz. Ama çocuğun ilk gülüşünde hissettiği sevinci ölçemezsiniz. Bilim burada durur, felsefe devam eder. İnsan, salt biyoloji değildir. Biyolojinin ötesine taşan o ince çizgide varoluş başlar. Kalbin atmasının nedeni bilinir; ama niçin devam etmek istediği, hayata neden tutunduğu bilinmez. İşte bu varoluşun kendisidir. * Bilim, evrenin 13.8 milyar yıl önce büyük patlama ile başladığını söylüyor. Felsefe ise, bu patlamanın içinde doğan bilincin neden sürekli soru sorduğunu. Evren, insanı umursamaz. Dağlar insan için yükselmedi, yıldızlar insan için parlamıyor. Biz, kozmik rastlantının küçük bir dalgasıyız. Tam da bu yüzden, insanın anlam arayışı daha değerlidir. Evren soğuk olabilir, ama insanın sorusu sıcaktır. Evren boş olabilir, ama insanın içi doludur. Evren rastlantısal olabilir, ama insanın seçimi bilinçlidir! Varoluş felsefesi tam bu karşıtlıkta yeşerir... Küçük bir varlığın büyük soruları. * Beyin bir organ değildir sadece; evrenin kendine baktığı penceredir. Bilim bize snapsların yapısını anlatır, felsefe ise sorar: “Peki bu snapslardan ‘ben’ duygusu nasıl doğuyor?” Varoluşçulara göre insan, yaptığı seçimlerle kendi özünü yaratır. Bilim, bu seçimlerin beynin hangi bölgesinde işlendiğini gösterir. Ama seçimin ahlaki yükünü, hayatın sorumluluğunu, özgürlüğün ağırlığını bilim açıklayamaz. Özgür olmak, biyolojik değil, varoluşsal bir durumdur. * Varoluş felsefesi “hiçlik”ten bahseder. İnsanın, sonsuz evrenin karşısında kendini küçük hissetmesini önemser. Bilim de aynı şeyi söyler... İnsan, Samanyolu’nun sıradan bir köşesinde, sıradan bir gezegenin üzerinde yaşayan sıradan bir türdür. Ama burada muazzam bir paradoks vardır! Dünya'da bu gerçeği anlayabilen tek varlık yine insandır. Hiçlik bilinci, aslında insanların evrendeki en ayrıcalıklı yeteneğidir. Evrende milyarlarca yıldız var, ama hiçbir yıldız var olduğunu sorgulamaz. İnsan sorgular. Bilim bize yerimizi gösterir, felsefe bu yerin anlamını sorar. * Albert Camus şöyle der: “Hayatın anlamı yoktur; anlamı biz yaratırız.” Bilim de bu görüşle çatışmaz. Çünkü biyoloji insanı hayatta tutar, ama hayatı değerli kılan şey biyoloji değildir; seçimler, ilişkiler, anlam arayışı ve umuttur. Nöronların çalışması aşkı açıklar, ama aşkın neden bu kadar yıkıcı veya yaratıcı olduğunu açıklayamaz. İşte bilim ve felsefenin dansı burada başlar! Bilim mekanizmayı gösterir, felsefe hikâyeyi. Bilim yasa koyar, felsefe yön verir. Bilim açıklar, felsefe anlamlandırır. İnsan ise bu iki akışın tam ortasında durur. Ne tamamen determinizmin (özgür irade ve zorunsuzluğu reddederek varlık âlemindeki her olayın zorunlu sonuçlar doğuran bir sebeplilik zincirine bağlı olarak meydana geldiğini savunan teori) esiridir, ne de tamamen özgürlük yanılsamasının sahibi. * İnsan, yıldız tozundan yaratılmıştır; ama yıldızlara bakıp anlam arayan tek varlıktır. Varoluş felsefesi, bilimin verilerini reddetmez; onları insan deneyiminin derinliğine ekler. Belki de insanın varoluştaki en özgün rolü şudur: Hem bir atom kadar küçük, hem de bir galaksi kadar büyük olduğunu fark eden tek canlı olmak! İnsanı değerli kılan, evrenin büyüklüğü değil, bu büyüklük içinde kendi yolunu çizebilme cesaretidir. İnsan olmak; sadece bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi sorumlu, erdemli ve bilinçli şekilde kullanabilmektir. Bilimle düşünen, felsefeyle sorgulayan, vicdanla yaşayan kişi olmaktır. Yükleniyor...
|