Soru: 19 Mart 2025’ten sonra Türkiye’de neler oluyor?
Yanıt:
Bakın, 19 Mart 2025’ten beri meydanlar dolup taşıyor.
Görmeyenler, görmek istemeyenlerdir.
Bu yalnızca muhalefetin işi demek, halkın tepkisine sınır çizmek olur.
Sosyolojik süreçler doğa yasalarıyla açıklanabilir. "Kahramanlar olayları değil, olaylar kahramanlarını yaratır" sözü gözlemlenmiş ve doğruluğu kanıtlanmış bir hakikattir.
Süreç halkı zorlarken halk da sürece yön veriyor. Muhalefet ise, buna öncülük eden liderleriyle bu yönelime rehberlik ediyor. Olan biten budur.
Partiler özelinde şaşkınlık verici bir durum görmüyorum. Her biri temsil ettiği sosyal sınıfın karakterini yansıtıyor.
Bu arada Türkiye’de bir işçi sınıfı partisinin hâlâ bulunmadığını, ayrıca onu temsil eden güçlü bir sendikal örgütlenmenin de olmadığını vurgulamak isterim.
Bu durum apaçık ortada.
Meydanlarda halk var, ancak örgütlü bir işçi hareketi ya da sınıf temelli bir parti henüz etkili biçimde yok. Varlık gösterenler ise dağınık, bağlantısız, etkisiz ve ne yazık ki güçsüz.
Peki, bu böyle mi kalacak?
Hayır.
Elbette değişecek.
Nasıl ki halk muhalefeti harekete geçirdiyse, ilerleyen süreçte sendikaları da sahneye taşıyacaktır. Sosyolojik gerçeklik bunu zorunlu kılıyor. İşbirlikçi yöneticiler de bu gerçekten kaçamayacak.
Hiçbir şey, doğal olan bu selin önünden kendini kurtaramaz. Sahte kahramanlar da bu süreçte maskelerini düşürecekler.
Ekonomik olarak bitik olduğumuz artık herkesin yaşayarak deneyimlediği bir gerçek.
Bunu görmezden gelmek mümkün değil.
Ve iktidar, bu durumu fark edenlere saldırarak bir hata yapıyor.
Bu kendi sonunu hızlandırıyor. Zaten yaşamın kuralı budur: Eski, yeniye yerini vermek zorundadır. Dirense de, yeni olan büyür, gelişir, güç kazanır.
Nitekim görüldüğü üzere her şey ortada: 100 binlerden milyonlara ulaşan bir halk hareketi var. (Saraçhane’den Maltepe’ye uzanan süreç.)
İktidar, bu sosyolojik gerçeği görmezden gelerek toplumun en dinamik ve geleceğe en çok sahip çıkması gereken kesimi olan gençliğe, sempatiyle bakanlara rağmen, vahşice saldırıyor. Bu tutumun tarihsel olarak nereye varacağı bellidir.
Net: YENİLECEKSİNİZ!
Soru: Bu süreci yönetmek için CHP ve onunla beraber anılan partilerin muhalif duruşu yeterli olur mu?
Yanıt:
Bu soruya, sürecin içindeki sınıfsal örgütsüzlük göz önüne alındığında, net bir yanıt vermek mümkün değil.
Ancak rastlantıların doğruya yakınlığıyla bazı öngörülerde bulunulabilir ki bu da kesinlik taşımaz.
Bu sorunun asıl yanıtı, halkın kendi sorunlarını çözme iradesinde saklı.
Mutfakta tencerenin kaynaması ya da kaynamaması bu sürece cevap olacaktır.
Yani: "Yaşayıp göreceğiz."
Yakın bir örnek vereyim: Muhalif çizgideki Sözcü Gazetesi, bir anket çalışmasında İYİ Parti’yi ve onun rakamsal verilerini tamamen görmezden geldi.
Buna ne ad verilmeli?
Soru: Türkiye’de sendikalar neye göre konumlanmış durumda, neden meydanlarda yoklar?
Yanıt:
Bu, çok yerinde bir soru.
Geçmişte meydanlarda kitlesel eylemler gerçekleştiren sendikalar bugün nerede?
Gerçek her zaman ortadadır, ama sadece görebilenler için.
Gerçekleri görmek istemeyenlere, ne anlatılırsa anlatılsın faydasızdır.
Yıllardır bu ülkede "Sarı Sendikacılık" anlatılıyor.
Ama anlayan kim?
Bir maden kazasında 300 insan hayatını kaybediyor, yalnızca yakınları acı çekiyor.
Toplum kör ve sağır.
Peki bu nereye kadar sürecek?
Toplumsal tarihler, insan ömrüyle kıyaslandığında çok uzun.
Feodal toplum 1700 yıl sürdü.
Kapitalizm henüz 300 yaşında.
Bunu orantılamak bilimsel olarak doğru olmasa da, kapitalizmin çoktan emperyalizm aşamasına geçtiği bir gerçek.
Bundan sonra onu tarihin çöplüğüne atacak olan sınıf mücadelesidir.
Kaçınılmaz olan budur. Ama bu ne zaman olur, söylemek mümkün değil.
Tam da bu yüzden sendikaları tartışmalıyız.
"Sarı Sendikacılık", işçi sınıfını en baştan sermayeye teslim etmenin aracıdır.
Sınıf sendikacılığını etkisiz hale getirmenin en kolay yoludur.
Merak edenler, Marx’ın Das Kapital eserinin üç cildini Türkçe çevirisinden okusun.
Kulaktan dolma bilgilerle olmaz bu işler.
Bugünkü sendikal yapı, işçi sınıfının saf taleplerinden koparılmış, işbirlikçiliğin etkisiyle delik deşik edilmiştir.
Bu yüzden bugün bu kadar güçsüz ve etkisizdirler.
Üretici güçlerin sınıfsal talepleri sıradanlaştırıldığında, bugün çekilen ve yarın çekilecek acıların kaynağı da bu olur.
Üretimin örgütsüzlüğü, muhalefeti tüketim gücüne bel bağlamaya iter.
Bu etkisiz mi olur? Hayır.
Ama kesin çözüm de sunmaz.
Bugünkü sendikaların zayıflığı, örgütlü işbirlikçiliğin sonucudur.
Soru: Son olarak bu süreci toparlar mısınız?
Yanıt:
Elbette.
100 kişi üzerinden örnek vereyim.
1980’li yıllarda, şiddetle tanımlanabilecek bir dönemi düşünelim.
Bu 100 kişiden 5’i yeterince bilinçli ve yüksek yetenek sahibi.
30 kişi tamamen cehalet içinde ya da saf bırakılmış. Geriye 65 kişi kaldı.
Bunlardan 20’si sabit gelire bağlı, tepkisiz bir kesim. Kaldı 45 kişi.
Bunların 30’u henüz genç, geleceğe dair karar verecek durumda değil. Kaldı 15 kişi.
Ve bu 15 kişi, esnek işbirlikçilik yeteneklerine sahip olanlar.
1994 yerel seçimlerine bakın. İstanbul’da Refah Partisi %25,29 oy aldı...
Tabloya bakın şimdi;
Toplam seçmen sayısı |
Toplam sandık sayısı |
4.585.817 |
15.596 |
Adaylık |
Sonuçlar |
Kıs. |
Parti |
Aday |
Oy sayısı |
Oy oranı |
|
RP |
Refah Partisi |
Recep Tayyip Erdoğan |
973.704 |
%25,19 |
|
ANAP |
Anavatan Partisi |
İlhan Kesici |
855.897 |
%22,14 |
|
SHP |
Sosyaldemokrat Halkçı Parti |
Ömer Zülfü Livaneli |
784.693 |
%20,3 |
|
DYP |
Doğru Yol Partisi |
Bedrettin Dalan |
597.461 |
%15,46 |
|
DSP |
Demokratik Sol Parti |
Necdet Özkan |
478.612 |
%12,38 |
|
MHP |
Milliyetçi Hareket Partisi |
Ahmet Vefik Alp |
72.121 |
%1,87 |
|
CHP |
Cumhuriyet Halk Partisi |
Ertuğrul Günay |
54.028 |
%1,4 |
|
BBP |
Büyük Birlik Partisi |
Ahmet Hamdi Turgut |
13.662 |
%0,35 |
|
MP |
Millet Partisi |
Mustafa Ferit Edibali |
12.294 |
%0,32 |
|
YDP |
Yeniden Doğuş Partisi |
Hasan Celal Güzel |
7.979 |
%0,21 |
|
SBP |
Sosyalist Birlik Partisi |
Arslan Başer Kafaoğlu |
7.075 |
%0,18 |
|
İP |
İşçi Partisi |
Arslan Kılıç |
5.215 |
%0,13 |
|
BĞMSZ |
Bağımsızlar |
* |
2.388 |
%0,06 |
Toplam |
3.865.126 |
Geçersiz ya da boş
Kaynak: Wikipedia.
|
213.780 |
Bugüne döndürürsek bu tablodaki seçmen görüntüsü ne söylüyor?
Sosyal Demokrat Halkçı Parti ne kadar oy alıyor?
Demokratik Sol Parti ne durumda?
Sol seçmen, İstanbul’u kaç oy farkıyla kaybediyor?
Cevap:
Bugünün iktidarına, seçim %34,52 oy oranıyla teslim ediliyor.
Yukarıdaki tabloyu okuyup anlayanlara selam olsun.
Sosyolojide hiçbir şey yalnızca tesadüflerle açıklanamaz.
Hele ki insan iradesiyle örgütlenmiş olaylar, rastlantılardan çok daha derin ve yapısal nedenlerle şekillenir.
Bu tür olayları basitçe açıklamak, çoğu zaman kahinlik yapmakla eşdeğer hale gelir.
Ama ben son olarak şunu söylemek istiyorum:
Bu günler çok şeye gebe.
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun CHP’si, çok şeyi değiştirebilecek bir güçle ilerliyor.
Ben CHP’yi daha önce hiç bu kadar muhalif bir kimlikle görmedim.
50 yılımı bu ülkede siyasetin tam göbeğinde geçirdim—ve CHP’yi ilk defa bu kadar diri, etkili ve değişim iradesi taşıyan bir noktada görüyorum.
Neticede 'entropi' (1) sözcüğüne veriyorum açıklamayı.
Halkımız adına hayırlara vesile olsun.
Gençlik çok fena ama.
Hepsini gözlerinden öpüyorum.
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.
6 Nisan CHP'nin Olağanüstü Kurultayı'ndan sonra nasip olursa konuşuruz.
(1): Bir sistemdeki rastgelelik ve düzensizlik
Yazan: Muammer Güneş